top of page
  • Instagram
  • Facebook
  • Pinterest
  • Youtube
  • shopier-201x201son
  • Etsy

SANAYİ DEVRİMİ & KUSURSUZLUK ALGISININ DOĞUŞU

  • Yazarın fotoğrafı: Huluppu
    Huluppu
  • 20 Oca
  • 2 dakikada okunur

Sanayi devrimiyle birlikte tüketici ilk kez ürünlerde pürüzsüz yüzeyler, tıpatıp aynı görünen ürünler ve onları seri şekilde üreten markalarla tanıştı.

Sanayi devrimiyle birlikte üretim ve dolayısıyla tüketim anlayışı kökten değişti; el emeğinin yerini makineler, zanaatkârların yerini ise fabrikalar aldı.

İşlevsellik estetiğe, kalite de marka algısına evrildi.

Bu dönüşümle birlikte insanoğlu erişilebilirlik, ucuzluk ve hız kazanırken, bu yeni düzen beraberinde insan zihnine makine üretiminin kusursuzluğu ve seri üretim fiyatının referans fiyat olduğu algısını da yerleştirdi.

Artık ürünlerin aynı boyutta olması, aynı ölçüde üretilmesi, benzer fiyatlarda ve aynı işlevselliğe sahip olması bir standarttı.

Böylece ortaya çıkan standartlar zamanla yerini kalite algısına bıraktı.


SERİ ÜRETİM GERÇEKTEN KUSURSUZ MU?


Aynı fabrikadan, aynı zamanda üretilen iki ürün;

Aynı boya kalınlığına,

Aynı motor ömrüne,

Aynı yakıt tüketimine,

Aynı enerji sarfiyatına

sahip mi?

Başka bir deyişle, tüketicinin zihninde yerleşik kalan “standart = kalite” algısı gerçekle örtüşüyor mu?

Eğer örtüşüyorsa neden;

Garanti sürelerine,

Servis ağlarına,

Geri çağırma süreçlerine

ihtiyaç duyuluyor?


TÜKETİCİNİN KALİTE ALGISI VE BÜYÜK ÇELİŞKİ


O hâlde şu soruyu sormak gerekir:


Neden tüketici el yapımı ürünleri seri üretim ürünlerin standartlarıyla kıyaslar?

İşte asıl çelişki tam olarak burada başlar.

Makineden çıkan bir kusur, tüketici algısında standartlar baz alınarak “üretim toleransı” olarak kabul edilirken, insan elinden çıkan bir kusur ise tüketici tarafından doğrudan “hata” olarak algılanır. Peki tüketicinin küçük üretici ve zanaatkarın elinden çıkan bir üründe kusur arama ve bulma eğiliminin temelinde ne yatar?


Bu algının oluşmasında büyük markaların yürüttüğü dev reklam kampanyaları, satın alma sonrası verilen kapsam­sız garantiler ve tüketicinin sürekli maruz bırakıldığı tekrarlanan sloganlar etkilidir.


Örneğin “ömür boyu garanti” ifadesi kalite algısını yaratmak için bilinçli olarak manipüle edilir. Aslında burada bahsedilen ömür, tüketicinin değil; ürünün ekonomik ömrünü ifade eder.

Fakat aynı firma, ticaret yaptığı ülkenin ilgili kurumlarınca sattığı ürün için yalnızca 5 yıl yedek parça üretmeyi ve bulundurmayı taahhüt etmektedir.


Bu ve bunun gibi kelime oyunları, tüketiciyi yanıltarak oluşturulan kalite algısını yerleşik hâle getirir.


ZANAATİN GERÇEK GÜCÜ: BENZERSİZLİK


Zanaatkâr ve sanatçı, tekrarlanamaz ürünler üretir.

Aynı ustanın elinden çıkan iki parça bile birebir değildir.


Çünkü:

Elin baskısı değişir

Malzeme farklı tepki verir

İnsanın ruh hâli ürüne yansır

Bu yüzden ortaya çıkan küçük farklar bir kusur değil, aslında ürüne atılan imzadır.

Her ressamın, her müzisyenin, her halı dokuyucusunun, her heykeltıraşın, her marangozun kendine özgü bir üretim dili vardır.


“Kusursuzluk”, kapitalizmin tüketim toplumuna sunduğu bir pazarlama mitidir.

Ne aynılık güveni temsil eder,

ne pürüzsüzlük kaliteyi,

ne de simetri doğruluğu.


Doğaya bakıldığında hiçbir şey kusursuz değildir.

Ağaçlar simetrik büyümez, taşlar pürüzsüz oluşmaz, insanların suretleri birbirine benzemez.

Doğa kusursuzluğu değil, farklılığı yeşertir.

Zaten doğa tam da bu yüzden etkileyicidir.

Sonuç olarak insan, bağ kuramadığı hiçbir şeye ait hissedemez.


İnsan kusursuz olana değil, anlamı olana bağlanır. Zanaatkâr ve sanatçı da tam bu yüzden ürettiği eserdeki izleri gizlemez; aksine onları anlamlandırır. Çünkü o izler emeğin, zamanın ve insanın kendisini ifade eder.


Ve insan,

kusursuz olanı değil…

hikâyesi olanı sever.

Yorumlar


Copyrights © 2022 Huluppu Art&Craft

bottom of page